Balyalar

 




Oğlan römorkta derince uykusuyla yerleşmeye çalışıyordu. Sırtüstü yatarsa uzun saçları bir nebze demirin sertliğinden kafasını korusa da, yeterli gelmiyordu. Traktör çalıştı, yola girdi ve sarsıla sarsıla ilerledi. Uykusu bölüne bölüne giderken bir ara ayakkabısını çıkarıp başının altına koymayı akıl etti. Kah yan, kah sırüstü uyuyup uyanarak, arada yolun engebesinin sıçrattığı römorktan canı yanarak yol alıyorlardı.

Paslı römorkun soğuk demiri, oğlanın sırtına bir yılan gibi dolanıyordu. Uzun saçlarını metal zemine yastık yapsa da, her sarsıntıda başı biraz daha acıyor, uykusu biraz daha dağılıyordu. Babasının onu bu işe sürüklemesine içerlese de, tepesinde kavurucu güneş yerine römorkun gölgesi vardı en azından. Ayakkabısını çıkarıp başının altına yerleştirdi - belki biraz rahat ederdi böylece. Traktör her çukurda zıpladıkça, oğlanın bedeni de demire çarpıyor, yan dönüyor, sırtüstü uzanıyor, bir türlü huzur bulamıyordu. Köyden çıktıklarından beri ilk kez gülümsedi - belki de bu işkenceden kaçıp gitmenin hayalini kurduğu içindi.

 

Yolun her sarsıntısında zihninde yeni bir kaçış planı filizleniyordu. Üniversiteyi kazanabilse... Ya da şehirde bir iş bulabilse... Babası gibi toprağa, samana, bu cehennem sıcağına mahkum olmak istemiyordu. Ama şimdilik yapabileceği tek şey, bu paslı römorkta sarsıla sarsıla gitmek ve babasının istediği gibi bir oğul olmaya çalışmaktı.

                Kıyamet gibi geçen yolculuktan sonra, traktör durdu. Oğlan istemeye istemeye yakıcı güneşe gözlerini açtı. Bir köy kahvesinin önündeydi. Babası traktörden inip: “Hadi evlat, in aşağı” diyerek çağırdı oğlunu. Selamun aleyküm, aleyküm selamların ardından, baba oğul masaya oturdular. Oğlanın karşısında oturan ellilerindeki adam iki çay söyledi. Oğlan çayla içmek üzere bir sigara yakınca, sakalında aklar olan tıknaz adam oğlanı ayıpladı. “Değür de ne değür, biz bubamızın yanında hık demeğe çekinir idik. Şimdikiler cıgara da içecek, bira da!” Oğlan, sigarasının dumanını zevkli zevkli çekti.

                Çaylar içildi, traktöre binildi, tarlaya yol aldılar. Komşu tarlanın ekini biçilmemişti. Sarı sarı buğdayların arasında bir leylek yürüyordu. Oğlan şaşırdı. Kendi köyünde hiç leylek görmemişti. Buralarda vardı demek. O kadar da uzak değillerdi köyünden. Hafifçe farklı bir ağız kadar uzaklaşmışlardı yalnızca. Oğlanın köyünde “Gidiyom”, burada ise “Gideyom” deniyordu.

                Oğlan, “baba ben şu leyleği sevmeye gidiyom” deyip leyleğe doğru yürümeye başladı ki, kuş havalandı gitti. Oğlan buna da şaşırdı. Leyleklerin uçtuğunu bilse de, böyle büyük bir kuşun uçuşunu görmek şaşılmayacak iş değildi.

                Tarlada beşer onar metre mesafeyle örüntülenmiş saman balyalarını oğlan römorka yüklerken, babası da traktörü ilerletiyordu. Tarla sahibi, sakallarında ak olan adamsa oğlanın babasıyla havadan sudan, ülkenin halinden, çiftçinin kazanmadığından konuşuyor, koca tekerin çamurluğunda oturuyordu. Ara ara oğlanın babası inip römorka çıkıyor; balyaları düzenliyor ,üst üste yığıyordu.

                Oğlan nefret ediyordu bu işten. Her işten nefret ediyorduysa da bu bir ayrıydı. Tepede adamı terim terim terletip yakan güneş parıldarken, boynundan yukarı kaldırmayla gözüne tozları dolacak yüz kadar balya atılacaktı. Şimdi oğlan önce balyayı atıp römorka çıkıyor, ardından balyayı kaldırıp bir basamak balyanın üzerine çıkıyor, oradan da iki adam boyu yükselmiş balyaları tamamlamak için babasına vermek üzere başından yukarı kaldırıyordu. O sırada ne kadar kapatsa da toz halindeki saman gözlerine doluşuyordu.

                Oğlan bu işten nefret ediyor, hiç mi hiç çalışmak istemiyordu. Her bir balya oğlan için bir günlük eziyete eşdeğerdi.

                Römorkun ön kısmı dolunca, balyalar devrilmesin diye üzerinden halat aşırıp gerdirerek bağladılar. Fakat oğlanın yaşlı ve zayıf babası Remzi, yıllardır yaptığı bu balya yığma sanatını savsaklamış ve iyi bir iş çıkaramamış olacak ki, yük eğri büğrü, güvensiz duruyordu. Yıllardır bu işten başlarına bir kaza gelmiş değildi.

                Bu sefer olan oldu. Tarlanın yokuşundan traktörü döndürürken yük engebeye, tarlanın eğimine dayanamayıp devrildi. Traktör yokuş aşağı bakıyordu, balyalar Remzi’nin üzerine devrilince gözlerine saman tozu dolan adam kontrolü kaybetti. Römorkun sallantısı, kendiyle beraber traktörü de devirecek gibi olunca tarla sahibi hemen atlayıp uzaklaştı oradan. Babasının traktörü durduramadığını görüp altında kalacağından korkan oğlan, koşarak traktöre atladı, frene basmaya yeltendi ama olmadı. Çünkü kilolarca balya üzerini kapatıyordu. Balyaları kaldıracak zaman olmadığından, var gücüyle babasını çekmeye çalıştı. Remzi haykırdı “Çekme oğlum beni durdurucam çekme” Fakat oğlan babasını çekip kurtarmaya uğraşıyordu, onu hiçbir şey durduramazdı. Remzi el frenine balyaları ata ata ulaşmıştı ki, oğlan babasını çekip aldı ve ikisi birden koca tekerin altında kaldılar, üzerlerine onlarca balya yığıldı.

                Remzi tekerlekli sandalyeye, oğlu da ömrü boyunca taşıyacağı bir bastona ve babasının bitmez tükenmez aşağılamalarına mahkum oldu.

Yorumlar

Popüler Yayınlar